HAFIZA MEKANLARI
Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi'nde, Rem Koolhaas küratörlüğünde gerçekleştirilen Fundamentals başlıklı ana serginin yanı sıra ülke pavyonları da yer aldı. Rem Koolhaas bienalin tek bir tema üzerinde şekillenmesi amacıyla, katılımcı ülkelere de "Absorbing Modernity: 1914-2014" başlığından yola çıkmalarını, böylece her pavyonun, ortak bir konuya kendi belirleyecekleri özgün bir yaklaşım ve durum içinden bakmalarını önermişti. Türkiye bu öneriye Places of Memory (Hafıza Mekanları) adını taşıyan bir sergi ve kitap ile yanıt verdi. Bu proje, Venedik Bienali'nin iki ana sergi alanından biri olan Arsenale'de Türkiye’ye tahsis edilen 20 yıllık kalıcı mekandaki ilk proje olma özelliğini de taşıyordu.
Serginin küratörü Murat Tabanlıoğlu’nun sergi metninden:
“Places of Memory (Hafıza Mekanları) Türkiye'deki modern mimarlığı bir tarihçi bakışıyla ortaya çıkarmak, eksiksiz bir katalog sunmak ya da sadece ona özgü yerellikleri yakalamaya çalışmak yerine bienalin ana temasını bireysel algı ve deneyimler üzerinden ele almayı deniyor.
İstanbul'daki üç bölge projenin çıkış noktasını oluşturuyor. Bölgelerin biri doğduğum, büyüdüğüm yer olan Taksim'i içine alıyor. Parçalı müdahalelerle şekli sürekli değiştirilen önemli bir meydan aynı zamanda burası. Meydanın dar ucunda Türkiye'deki modern mimarlığın sembollerinden biri duruyor: Atatürk Kültür Merkezi (AKM). Babam, AKM'nin mimarı Hayati Tabanlıoğlu. Yıllar sonra Tabanlıoğlu Mimarlık olarak AKM'nin yenileme projesini yaptık. Bu ilk bölge geniş bir alana yayılıyor. Meydandan kıyıya iniyor, Türkiye'deki 20. yüzyıl mimarlığının önemli temsilcilerinden Sedad Hakkı Eldem'in tasarladığı antrepoların (1960) yanından geçerek Salıpazarı'na doğru uzanıyoruz. İstanbul'un pek çok yeri gibi bu bölge de değişim geçirmekte. Galataport projesi (bölge için bir mastır planı önerisi, 2001) ve işlevini antrepodan müzeye çevirdiğimiz İstanbul Modern (2004) bu değişimin tetikleyicisi niteliğinde işlerdi. Diğer bölge gençlik yıllarımın geçtiği Bab-ı Ali. Yani Sirkeci'den başlayarak uzayan Cağaloğlu yokuşunun iki yanında Türkiye'nin tüm önemli gazetelerinin merkezlerini ve basımevlerini bulunduran bölge. İstanbul Erkek Lisesi'nde okudum. Her gün bu dünyanın içinden geçip gidiyordum. Gazetelerin ayrılmasıyla bölge bu özelliğini yitirdi. Buradan ayrılan gruplardan birinin yeni binası, babamla ortak olarak yaptığımız ilk proje olacaktı. Bir diğer bölge şehrin görece yeni gelişen Büyükdere Caddesi ve etrafı. Bir zamanlar tarlaların, sonra hafif sanayinin yer aldığı bu bölgedeki küçük ölçekli yapılar şimdi, özellikle kentin ana ulaşım arterlerini birbirine bağlayan Levent-Maslak hattı üzerinde yükselen gökdelenlerle yan yana yaşıyor.
Hayatımın farklı evrelerinde eşik niteliği taşıyan bu kent mekanlarını, bir anlamda hafızamı masaya yatırmak serginin kavramsal yapısını belirleme yönünde atılan ilk adımdı. Sergi ise bu kent mekanlarından hareketle mekan kavramının kendisine odaklanarak ekipteki her bireyin öznel bakışını ortaya koymasına olanak veren bir temel üzerinde yapılanıyor; farklı ölçeklerin içinde barındırdığı farklı kavrayışlar ve ifade biçimleri üzerinden birbiriyle ilişkileniyor.
Bu çalışma sonunda ortaya çıkacak hikayenin (ya da hikayelerin) ne olduğunu baştan yazmadık. Sonucu birlikte göreceğiz. Bu, bizi sürekli gergin tutan, ama aynı zamanda potansiyeller barındıran bilinçli bir karar.”
| Düzenleyen | İstanbul Kültür Sanat Vakfı |
| Küratör | Murat Tabanlıoğlu |
| Koordinatör ve editör | Pelin Derviş |
| Katılımcılar | Ali Taptık, Alper Derinboğaz, Candaş Şişman, Metehan Özcan, Serkan Taycan |
| Grafik tasarım | Aslı Altay (Future Anecdotes Istanbul) |